6/6/2007 - İbrahim Ethem ve Emir |
Bir gün İbrahim ethem tenha bir deniz kıyısında oturmuş iğneye ipliği takarak hırkasını dikiyordu. yanına bir emir geldi.
Emir,İbrahim ethem'in Padişahlığı dönemindeki adamlarındandı.İbrahim ethem'in böylesine kendi kendine hırkasını diktiğini görünce şaşırdı
’’Öylesine yüce bir sultanlığı bırak da gel böyle fakirane bir hayata razı ol.Bu nasıl iş.’’diye düşündü.
Emir’inbu düşüncesini anlayan İbrahim ethem elindeki iğneyi denize fırlatıp attı.Biraz sonra ağızlarında altından iğnelerle yüzlerce balık deniz kıyısına yığıldı.Her biri:
’’Ya şeyh iğneni al lütfen!’’ diye sesleniyordu.
Bunun üzerine İbrahim ethem emire dönerek:
’’Ey emir daimi olan gönül sultanlığı mı yoksa öylesine bayağı bir sultanlık mı?!’’ diye sordu.Emir düşüncesinden dolayı mahçup oldu.
BU ZAHİRİ ALEM BİR NİŞANDAN İBARETTİR,ASLINDA BİR HİÇ BİLE DEĞİLDİR.BATINI ALEME VARIRSAN BUNUN YİRMİ MİSLİNİ GÖRÜRSÜN.
ALLAH’IN(C.C)İHSANI İHTİYACA GÖRE ZAHİR OLUR,AÇIĞA ÇIKAR..YÜRÜ İHTİYACINI ARTTIR DA ALLAH’IN(C.C)KEREMİNDEN CÖMERTLİK DENİZİ COŞSUN.
SÖZ YUVA GİBİDİR, MANA KUŞ GİBİ, CİSİM IRMAK GİBİDİR, RUH AKIP GİDEN SU GİBİDİR.
’’MESNEVİDEN’’
|
| • 2 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
12/5/2007 - Büyük Velî Tayfur Hazretleri’nin Annesine Vefası |
|
|
Küçük Tayfur, bir gün cami avlusunda oynamaktaydı. O sırada avludan geçen Şakik-i Belhî Hazretleri, gözlerini dikip onu bir süre izledikten sonra: Bu çocuk, geleceğin en büyüklerinden biri olacak, dedi. Geleceğin Bayezıd-ı Bestami’si olacak minik Tayfur ilim tahsiline daha küçük yaşta iken başlamıştı. Bir gün okuduğu bir âyet-i kerime ona çok tesir etti: “Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: ‘Hem Bana, hem de annene babana şükret! Unutma ki sonunda Bana döneceksiniz.” (Lokman Sûresi, 31/14)
Bunun üzerine eve döndü. Annesi merak edip niçin erken döndüğünü sorunca, şöyle cevap verdi: Öğrendiğim bir ayet-i kerimede, Allah-u Teâlâ, kendisine ve sana itaat etmemi emrediyor. Ya sana hep hizmet edeyim veya beni serbest bırak, hep Allah-u Teâlâ’ya ibadet ile meşgul olayım.” Annesi, “Sen beni bırak, Allah-u Teâlâ’ya ibadet et.” dedi. Bundan sonra kendini Allah-u Teâlâ’ya ibadete verdi; ama annesinin hizmetini de ihmal etmedi. Annesinin küçük bir arzusunu, büyük bir emir kabul edip, her durumda yerine getirmeye çalışırdı. Çünkü Allah-u Teâlâ’nın emri de böyle idi. 17-18 yaşlarında herkesin saygı duyduğu manevi bir kişiliğe sahip olan Beyazıd-ı Bestamî Hazretleri’ne, bu mertebeye nasıl ulaştığı soruldu: “Annemin duası beni yüceltti.” dedi. Başından geçen hadiseyi şöyle anlattı: Annem, yaşlı ve hasta idi. Bir gece vakti havanın alabildiğine buz kestiği bir vakitte inleyerek, “Yavrum, su,” dedi, ben hemen yatağımdan kalkarak anneme su almak için dışarı çıktım. Su bulamadım. Bakır tasla dışarıdan suyu alıp da içeri girdiğimde annemi uyumuş buldum. Uykusundan uyandırmadım, bir müddet başucunda uyanmasını bekledim. Bir müddet sonra annem uyanınca yeniden: Yavrum, su, dedi.
Ben de hemen diğer elimde soğuktan donmuş buz gibi tası verdiğimde, tasla beraber elimin derisinin kavladığını gören annem, çok üzülerek ağlamaya başladı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da Allah’a şöyle dua ediyordu: “Yâ Rabbî! Ben Tayfur’dan razıyım, Sen de ondan razı ol. Sen bu fedakâr oğlumu görüyorsun, ne söyleyeyim Ya Rabbi, ne söyleyeyim, ne söyleyeyim, diye üç defa dedikten sonra: Allah’ım onu aziz eyle!” deyip elini yüzüne sürdü ve ‘amin’ dedi. O geceden itibaren bende bazı değişiklikler olduğunu fark etmeye başladım. Eğer Cenab-ı Hak katında bir mertebem varsa bunun annemin duası hürmetine olduğuna kâniyim.
Ailem Dergisi |
|
| • 3 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
3/5/2007 - Abide |
Düşmana iki taraftan kuşatıcı taarruz yapılacaktı. Bunun için birlik kumandanı, ikinci muharebe timine haber gönderecekti. Telsizle gönderse, dinleniyordu; telefonla gönderse, o hiç emniyetli değildi; şifreli gönderse artık çözülmeyen şifre kalmamıştı. Yine en iyisi haberci idi.
Kuşların, köpeklerin haberci olarak kullanıldığı bu zamanda insandan emin, insandan anlayışlı bir varlık düşünülemezdi.
Kumandan bu iş için hafız Mehmet‘i seçti.
— Oğlum sen dinini, imanını bilen bir adamsın. Kadere inanırsın. Memleketimizi düşman istilâsından korumanın, ibadet olduğunu bilirsin. Bu sebeple, bu mühim vazifeyi sana veriyorum.
— Nasıl istersen, öyle olsun, paşam.
— Amma bu iş çok tehlikeli, sağ dönmeyebilirsin!.
— O, Allah‘ın bileceği bir iş. Biz vazifemize bakalım paşam.
— Aferim oğlum, Allah, gayretlerini kabul etsin, varol evlâdım... Haydi al şu mektubu. Teçhizatın da tamam. Zaten her zaman muharebeye hazır vaziyettesin. Söyle bakayım yakalanınca haberi ne yapacaksın?
— Yutarım paşam.
— Başka?.
— Yakarım.
— Yani onu düşmana teslim etmeyeceksin. değil mi?
— Emredersiniz!.
— Aferin, biraz bana yaklaş. Bû kâğıdı vereceğin kumandana söyle, senin oraya vardığını anlamak için, biz burdan Mehmet, Mehmet diye telsizle çağrı yapacağız. Onlar da Miraç Miraç, diye cevap verecekler. Anladın mı?
— Siz (Mehmet) diyeceksiniz, onlar bunu duyunca (Miraç) diye cevap verecekler.
— Tamam.
— Başka birşey sormayacak mısınız, paşam?
— Hayır, haydi yolun açık olsun, Allah yardımcın olsun, evlâdım.
— Sağ ol, paşam.
Mehmet gayet ciddi ve sert olarak selâmım verdi, odadan çıktı. Kimseyle görüşmeden, konuşmadan 65 derece üzerinden yürüyüp, kümbete yüz adım kala 115 dereceye geçecekti. Bu istikamet onu ikinci muharebe timinin yerine götürecekti.
Pusulasını gayet maharetli kullanan Mehmet, araziden azami derecede istifade ediyordu. Derelerden, arklardan ilerlerken bir yandan da haberi tekrarlıyordu. Çünkü bir tehlike anında haber kâğıdım yutarsa ve düşman elinden kurtulursa yine ikinci time haber, götürebilmeliydi.
Bu bölgede düşman olmamalıydı. Belki, bir iki düşman keşif koluyla karşılaşılabilirdi o kadar. Mehmet buna dikkat ediyor ve zaman zaman durup toprağı dinliyordu.
Ay, bedir halindeydi. Mehmet, Bedir mücahitlerini düşündü. Onlar Peygamberimiz Aleyhisselâm‘a ne kadar bağlıydılar. Bunun mükâfatı olarak üç misilleri olan düşman ordusunu yendiler.
Gölgeden gölgeye, dereden dereye bir hayli ilerledi. Derenin kırımından birşey fırladı. Mehmet hemen tüfeğinin üstüne kapandı ve emniyeti açtı. «Galiba tilki» dedi. Biraz sonra kulağına acı acı ulumalar geldi. «Tükinin sancısı tuttu» diye düşündü.
Karşısında uzanan bir sırt vardı. Bu sırt Mehmet‘in yolunu kesmişti. Sırtı aşarken «mürtesimi semaya düşerse» kendisi için çok tehlikeli olurdu.
Sırta sürüne sürüne tırmandı. Hiçbir şey düşünmüyordu. Sadece gözetliyor ve dinliyordu, bir de yavaş yavaş sürünerek, emekliyerek ilerliyordu.
İnsan böyle zamanlarda kendini Allah‘a daha çok teslim ediyordu. Artık O‘ndan başkası Mehmet‘e yardım etmekten çok uzaktı. Burda mevkinin, makamın, paranın faydası yoktu.
Mehmet bir mekanizma sesi işitir gibi oldu. Toprağa yapışıp, bekledi. Ağustos böcekleri cır cır ötüyor ve uzaktan kurbağa sesleri geliyordu. Bunların dışında öyle bir sessizlik vardı kir, tek yaprak sallanmıyor ve bir tek canlı sesi duyulmuyordu. Ayın, yer yüzüne çizdiği siyah beyaz resimler, dünyanın esrar perdesini daha çok kalınlaştırmıştı.
Mehmet epeyce dinlemede kaldı. Başka bir ses işitmeyince sürünmeğe başladı. Birden, anlamadığı bir dilden, bir ses işitti. Parola sorulduğunu anladı ve yere kapanarak elini kemerinin arasındaki haber kâğıdına attı. Parola sesi tekrarladı. Sanki o anda dünya ziftle boyanmıştı. Mehmet haber kâğıdını kuşağının içinden çekti, tam bu anda bir silah patladı. Mehmet içinde bir boşluk hissetti, nefesi kesildi. Yaralandığını anlamıştı. Hemen elindeki kâğıdı böğründeki kurşun yarasından içeri soktu: Elini sıcak ve yumuşak bir şey sardı. Kâğıdı içeriye ve ileriye doğru itti. Elini çekip, baktı Eli sıcak ve taze kanıyla kırmızıya boyanmış parlıyordu. Eline bakarken avucunun içi ayna gibi ayı yansıttı. Mehmet:
— Bayrağım, diye inledi ve eli göğsüne düştü.
Birden bütün hayatı gözünün önünden geçti. Kendisini ürpertecek hiç bir büyük günah işlememişti.
— Cennete gitmek... Bitmeyen bir hayata başlamak... Enbiyalarla, evliyalarla buluşmak... Ya Rab bunlar ne güzel şeyler? Çok şükür ki bu aciz kuluna şehid-liği lütfediyorsun! dedi.
Kendinden geçti. Hiç bir şey hissetmiyordu. Ne kadar bu halde kaldığını bilmedi. Yalnız bir ara kendine gelince dilinden başka hiçbir yerini oynatamadığını anladı.
Herşeye Allah‘ın adıyla başlamayı çok severdi. Ahi-ret hayatına da (Bismillahirrahmanirrahim) diyerek başladı.
* * *
Kumandan telsizle şifre gönderiyordu: «Mehmet, Mehmet, Mehmet...» Karşı telsiz: «Anlaşılmıyor, anlaşılmıyor» diye cevâp veriyordu.
Paşa, Mehmet‘in yakalandığına kani oldu. Yalnız haber ne oldu, onu çok merak ediyordu. Haberin ele geçip geçmediğini anlamak için düşman içindeki keşif ve haber alma işini hızlandırdı. Gelen haberlerden düşman hatlarında mühim bir değişiklik olmadığı anlaşılıyordu. Bunun üzerine paşa, ikinci bir haberciyle, ikinci haberi gönderdi. Taarruz saatini değiştirdi. Neticede muvaffak olundu ve büyük bir zafer kazanıldı.
* * *
Arkadaşları Mehmet‘i sırtın üstünde buldular. Bunu paşaya ulaştırdılar. Paşa, ölü de olsa Mehmet‘i görmek ve bilhassa haber kâğıdım aramak üzere Mehmet‘in yanına gitti. Haber kâğıdını sıkı sıkıya aradılar. Bulamayınca paşa-.
— Yarasına bakın, Mehmet‘im bunu yapar!..
Bir subay:
— Olur mu öyle şey paşam? dedi.
Paşa:
— Olur, imanın önünde olmayacak iş yok. İmkânsız şeyler bile mümkün olur.
Yaraya el saldılar, sekize katlı haber kâğıdını kanlı kanlı çıkardılar.
Herkes hayret içinde! Paşanın gözleri ıslak ıslak!... Mehmet yerde tatlı bir tebessümle gülüyordu. Ve, mum gibi yüzüyle sanki melekleşmişti.
Kumandan doğruldu ve bir taarruz emri verir gibi gürledi:
— Bu kâğıdı, müzeye koyun, bunu millî bir şeref vesikası olarak saklayacağız. Mehmed‘imin başına bir taş dikin ve yazın ki: İslâm tarihinin şahika sahifelerini yapan Mehmet‘lerden biri burada yatıyor.
Sonra kendi kendine mırıldandı:
— İman ne bitmez, tükenmez bir hazine!..
|
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
23/12/2006 - Asırlar öncesinden bir ahlâksız teklif ve sonucu |
|
| Çocuğunuz hasta, borcunuz bini aşmış ve biri size maddi imkan karşılığında ahlaksız bir teklifte bulunuyor? Ne yaparsınız? İslamiyetten asırlar önce yaşanmış ve bugünlere ulaşmış bir hikaye bize tarifsiz ibretler sunuyor.
Çok eski devirlerde Kifl adında bir adam vardı. Kifl, ahlâkî ve insanî değerlere önem vermeyen, para kazanmak için her yolu meşru gören çok zengin bir adamdı. Zenginliğini de faizden elde etmişti. Dara düşen, ihtiyacı olan kimse kendisine geliyor, o da yüksek bir faizle geri ödenmesi şartıyla onlara para veriyordu. Vadesi geldiği zaman kişi parasını ödeyemezse bu sefer faiz miktarını daha da artırıyordu. Şayet yine ödeyemezse adamları vasıtasıyla o kimsenin bütün varına yoğuna el koyuyordu.
Bir gün, kapısına borç için bir kadın geldi. Bu kadın yakın zamanda kocasını kaybetmiş, namuslu, kendisini çocuklarına adamış bir anneydi. Bir süre, kocasından kalan şeylerle evini idare etmeye çalışmıştı. Ancak artık evde para kalmamıştı. Bunun için çalışması gerekiyordu. Bir yerde iş bulmak istedi; ama dışarısı dul bir kadın için çalışmaya müsait değildi.
Neden sonra aklına evde dokuma yapıp onları yakın bir arkadaşı vasıtasıyla satmaya karar verdi. Bunun için bir dokuma tezgahına ihtiyacı olacaktı. Tezgahı alabilmek için de borç arayışına girdi. Yakın dost ve akrabalarına gitti; ama kimsede para yoktu. Çok üzülmüştü. Çaresiz bir şekilde evine doğru giderken yolda istemeden iki kişi arasında geçen bir diyaloğa şahit oldu. Şehirde Kifl adında bir kişinin insanlara borç para verdiğini duydu. Hemen onun yanına gitmeye karar verdi.
Kifl kapıda kadını görünce çok beğendi. Onu elde etmek istedi. Kadın, Kifl’den karşılığını ödemek şartıyla borç para istedi. Kifl, kadının dul olduğunu da anlayınca ona ahlaksız bir teklifte bulundu. Kendisiyle beraber olması şartıyla vereceği parayı istemeyeceğini söyledi. Bu teklifi kadın şiddetle reddetti. Çok üzülmüştü. En çok da kendisine böylesi tekliflerin gelmesinden korkuyordu. “Allah’ım bana yardım et.” diye dua etti.
Aradan birkaç gün daha geçmişti. Evde hiçbir şey kalmamıştı. Çocuklar açlıktan ağlıyordu. Onların ağlamasına kendisi de katılıyordu. Çaresizliğe, insanların ilgisizliği de eklenince kendisini Kifl’e teslim etmeye mecbur hissetti. Bu sırada da “Allah’ım! N’olursun beni affet. Bir daha böyle bir günah işlemeyeceğim.” diye dua ediyordu.
Kadın, Kifl’in yanına gitti. Kifl’in yüzü gülüyordu. Ancak kadın bir yandan ağlıyor, bir yandan da titriyordu. Kifl, kadına bu halinin sebebini sordu. Kadın,
- Buraya kendi isteğimle gelmedim. Daha önce böyle bir günah işlemedim. Onun için Allah’tan çok utanıyorum ve korkuyorum. Beni bu günaha sürükleyen fakirliğimdir, dedi. Kifl, duyduklarına çok şaşırmıştı. O kaskatı kalbi bir anda yumuşayıverdi. İçini pişmanlık duyguları sarmıştı. O sırada ağzından şu ifadeler döküldü:
ALLAH’TAN UTANMAYA SENDEN DAHA LAYIĞIM!
- Sen fakirliğin sebebiyle mecbur kaldığın bir günah işliyor ve bundan dolayı ağlıyorsun. Halbuki Allah bana bu kadar servet vermişken, ben günah işlemekten çekinmiyorum. Ben, Allah’tan utanmaya ve korkmaya senden daha layığım.
Kifl, pişmanlık hisleri içinde, yapacağı kötü işten vazgeçti. Kalbine apayrı bir huzur ve mutluluk geldi. Kadına bir miktar para verip onu gönderdi. Kadıncağız, sevinç ve kendisini harama girmekten koruyan Rabb’ine şükür içinde evine döndü.
Kifl, artık eski Kifl değildi. O güne kadar yapmış olduğu bütün günahlar için tevbe ediyordu. O gün sabaha kadar Rabb’ine dua dua yalvardı ve affını diledi. O gece Kifl’in ecel vaktiydi. O hal üzere ruhunu Rahman’a teslim eyledi.
Sabah olmuştu. Kifl’in evinden çıkmadığını gören yakınları kapıyı açtıklarında Kifl’i ölü olarak buldular. Bu sırada kapısında herkesin okuyabileceği şekilde şöyle bir yazı vardı: “Allah, Kifl’in günahlarını affetti.”
Halk, bu duruma şaşırdı kaldı. Allah, Kifl’in affedilmesine sebep olan bu olayı, o dönemin peygamberine vahiy yoluyla bildirdi. Böylece herkesin şaşkınlığı gitti ve insanlar bundan ders aldılar. |
ÖMER ÖZVEREN
Ailem Dergisi |
| • yok Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
21/12/2006 - Bir Tutam Tebessüm |
FAYDALI DOST Seleften bir zat, kitapları mütalaa etmeye ve mezarlar arasında tek başına oturmaya başlamış, insanlarla görüşmeyi kesmiş. Kendisine: -“Neden böyle yapıyorsun?” diye sorulduğunda, şu cevabı verdi: -“Tek başıma oturmaktan daha selametli, kabirlerden daha ibretli ve kitaplardan da faydalı bir dost bulamadım da ondan.” KALB VE VÜCUD İmam-ı Âzam’ı her sene haccda gören Mekke halkı: -“Seni buraya yerleştirelim” dedi. İmam: -“Vücudum burada kalbim orada olmaktansa; vücudum orada kalbim burada olsun” dedi. Kâbe’de iki rekât namaz kıldı, sonra: -“Ya Rab! Sana layık ibadet yapamadım!” dedi. ELEŞTİRİ Şeyh Sadi Şirâzi anlatıyor:Bir gece ibadet etmek niyetiyle, babamla birlikte geç vakte kadar oturmuştum. Bir ara pencereden dışarı baktığımda, komşu evlerin karanlık olduğunu görerek, baba ne olurdu şu evlerdekiler de kalkıp iki rekât namaz kılsalardı, ölü gibi uyuyorlar dedim. Babam: -“Canım oğlum, halkı eleştireceğine keşke sen de uyusaydın” dedi. İMAM-I AZAM VE KADILIK Zamanında İmam-ı Azam ile herhangi bir konuda tartışmaya girip de galip çıkan görülmemiştir. Hem derya gibi ilmi, hem de herkese nasip olmayan zekâ ve mantığı sayesinde hepsinden kendisi galip çıkıyordu. Abbasi halifesi, İmam-ı Azam’ı Kufe’ye kadı yapmak istiyordu. İmamı çağırdı ve bu niyetini açıkladı. İmam-ı Azam yönetimin yanlışlıklarına alet olmamak için bu teklifi kabul etmedi. -Ben kadılık yapmam, dedi.Halife de herkes de kabul ederdi ki ondan iyi kadılık yapacak bulunamazdı. Bu nedenle Halife sert çıktı: -Yalan söylüyorsun, sen kadılık yaparsın! İmam-ı Azam akan suları durduracak şu cevabı verdi: -Eğer ben yalan söylüyorsam, yalan söylediğim için kadılık yapamam, çünkü yalancıdan kadı olmaz. Eğer “yapmam” dediğim zaman doğru söylüyorsam, sözümün gereği olarak kadılık yapamam. O halde her iki halde de kadılık yapamam. SADAKA Rivayet edildiğine göre sahabe-i kiramdan Ebu Talha (r.a) kendisine ait bahçede namaz kılıyordu. Bahçedeki ağaca konmuş yapraklar arasından çıkıp uçmaya çalışan bir kuş namazda dikkatini çekti ve kendisini oyaladı. Derken kaç rekât kıldığını şaşırdı. Rasulallah (sav)’a gelerek namazda başına gelenleri anlattı ve sonra şöyle dedi: -Ey Allahın Rasulü! Bu bahçem Allah yolunda sadakadır, onu dilediğiniz şekilde dağıtın!” | www.birtebessüm.com |
| • 1 Yorum • Yorum yaz! • Bağlantı |
|
Kategoriler
|