(Bu yazı Ahmet Taşgetiren'in Aksiyon Dergisi'ndeki köşesinden alınmıştır.)
Ezberimiz çok kuvvetli değil mi? Milletvekillerine uygulanan yasağı bile sorgulayamıyoruz. Başı açık olmak neden tabiî-insanî-fıtrî bir şey olsun da, başı örtmek insani bir sapma olsun? Ben, “başı açık fanatizm”in çok daha kıyıcı olduğunu, olabildiğini söylersem yanlış yapmış olur muyum? Ben, yaşı ne olursa olsun, dileyen herkesin başörtüsü takabilmesini savunacağım. Onun için “Bu iş liseye de iner” sözü, bana göre sadece, gayrı meşru bir baskı politikasını savunanların millet üzerinde tahakküm kurma hevesini yansıtıyor.
........
“Özgürlük işi” deyince Türkiye’de akla ilk gelecek şeyin “Başörtüsü” olması bile ne kadar anlamlı.
Evet, “Başörtüsüne özgürlük” konusunda bir ezberi bozmak lazım, buna bütün kalbimle inanıyorum.
Ezber şu:
-Üniversite çağına gelmiş olan bir genç kız artık kendi tercihlerini yapacak durumdadır. Onun için ona giyim kuşam konusunda bir yasak uygulamak olmaz. Özgür iradesiyle başörtüsü takmak istiyorsa takabilmelidir. Ayrıca üniversite öğrencisi bir “hizmet alan” durumundadır, Devlet “hizmet alan”ın kılık kıyafetini tanzim edememelidir. Çünkü bu alandaki bir kısıtlama, mantıki olarak, toplumun her kesimine yasak uygulamayı getirir.
Ezber bu, ama, bunun ekleri var.
-Üniversiteye gelmemiş öğrenciler başörtüsü takamaz. Çünkü onlar üzerinde ebeveynlerin baskısı vardır.
-Kamu görevlileri başörtüsü takamaz. Çünkü bu, “hizmet veren” olarak ideolojik bir simgeyi devlet tavrı olarak benimsemek anlamına gelir. Bundan başı örtüsüz olanlar rahatsız olur.
Gelelim bu “ezber”in düşünce planındaki dayanaklarına:
-Bu ezber, İslam’ın mükellefiyet ve rüşd değerlendirmelerini göz ardı ediyor. İslam, kadın-erkek bir insanın rüşd yaşı olarak 18’e gelmesini beklemiyor. Mükellefiyet olarak da 18 yaşını şart koşmuyor. Bugünün gelişme şartlarında İslam’ın bu yaklaşımı çok daha geçerli. Çünkü iletişim ve eğitim imkanları, gençleri çok erken yaşta bilinçle donatıyor. Özgürlüğü konusunda hassas hale getiriyor.
-Bu ezber, başörtüsünün mutlaka bir baskı ile hayata girdiği inancını taşıyor. Bu, üniversiteye gelinceye kadarki dönem için anne-baba baskısı olarak görülüyor. Anne-baba ilişkisinin çocuğun ve gencin tercihlerinde etkili olmadığını söylemek mümkün değil. Ama bunun illa da “baskı” diye nitelenmesi tamamen bir ezber. Bu ezber, bizim ülkemizde devrimci eğitim felsefesine “çocuğu ana-babasından bile kurtarmak” biçiminde intikal ediyor. “Çocuğu ana-babasına bırakırsanız ya davulcuya verirler ya zurnacıya” yaklaşımı, devrimci muhitlerin hâkim yaklaşımıdır. “Onun için olabildiğince erken zamanda çocuğu ana-baba etkisinden çıkarıp, devlet kontrolüne almak lazımdır.” Türkiye’de ana-babanın çocuğunu “dindar” yetiştirme eğilimi ile, devletin eğitime “laikleştirme” misyonu verme iradesi hep çatıştı. Ana-babanın kız çocuklarına erken yaşlarda belirli duyarlılıklar kazandırma hassasiyeti de, devlet tarafından önemsenmedi. İslam açısından mükellefiyet yaşına gelmiş bir genç kızın başını örtme bilinci kazanmasına da devlet -ya da devlete böyle bir misyon yükleyenler- ters bakıyor.
-Bu ezber, 18 yaşına gelinceye kadar çocukların ve gençlerin üzerinde her türlü devlet tasarrufunu meşru kabul ediyor. Bu tasarruf, hem çocuğun iradesinin hem ana-baba tasarrufunun önüne geçiyor.
-Ezberin ikinci kademesinde kamu görevlileri değerlendirmesi geliyor. Bugüne kadar bu ezber, çok etkili oldu. “Hizmet veren-ideolojik simge” yaklaşımları, ezberin sahiplerine çok kuvvetli olduğu izlenimi verdi. Özgürlük talebinde bulunanlar bile, “Hiç olmazsa üniversite öğrencileri bu hakkı alsınlar” diyerek bu ezberi pek sorgulamadılar. Ama bu ezberin bence bir iğnelik gücü var. İğneyi batırıp, içinin boşaltılması gerekiyor.
Bu ezberin en temel yanlışı, “Başı açık olma”yı evrensel, tartışılmaz, lâ yüs’el, adeta “tarihin sonu” bir insani giyim tarzı olarak görüyor olmasıdır.
.........
Bu ezberin ikinci yanlışı, başı örtülü olanın ideolojik davranacağı iddiasıdır.
Şimdi şöyle bir mizansen düşünelim:
Hayatı, başörtülülerle mücadele ile geçen bir bayan, yargıçlık yapıyor olsun. Onun huzuruna da başörtüsü sebebiyle problem yaşamış bir bayan davalı-davacı olarak gelsin. Sizce, başı açık yargıç, bu başörtülü bayanı yargılarken taraflı davranma kuşkusu verir mi vermez mi? Üniversitelerde, başörtüsüne karşı en amansız savaşı veren öğretim üyeleri genelde başı açık bayan öğretim üyeleri oldu. “İdeolojik tutum”sa bundan daha fahişi olabilir mi?
Ben, “başı açık fanatizm”in çok daha kıyıcı olduğunu, olabildiğini söylersem yanlış yapmış olur muyum?
“Başı örtülü bir öğretmen”, neden “başı açık öğretmen”den daha taraflı olsun? Kim belirleyecek buradaki baskı olgusunu? “Benim çocuğumun dersine başörtülü öğretmen girmesin” diyen veliler olabilir. Ama buna karşılık “Benim çocuğuma başı açık öğretmen girmesin” diyenler de olabilir. İki veli arasındaki hangi fark birini ötekinden daha etkili hale getirebilir ki? Burada yapılacak olan, öğretmenin öğretmenlik fonksiyonlarını yerine getirip getiremediğini, ya da kılık kıyafetini bir ideolojik tavır olarak öne çıkarıp çıkarmadığını denetlemektir.
Ezberimiz çok kuvvetli değil mi? Milletvekillerine uygulanan yasağı bile sorgulayamıyoruz.
Sorgulayamıyoruz, Başbakan’ın eşine kamusal alanda uygulanan ambargoyu bile, Cumhurbaşkanı’nın eşine uygulanan kuşatmayı bile...
Lise çağındaki gençlere baskı yapılırmış.
Peki Cumhurbaşkanı’nın ya da Başbakan’ın eşine ne olur ki, onlar için de bir tür yasak söz konusu?
Açık söylüyorum:
Ben, yaşı ne olursa olsun, dileyen herkesin başörtüsü takabilmesini savunacağım. Onun için “Bu iş liseye de iner” sözü, bana göre sadece, gayrı meşru bir baskı politikasını savunanların millet üzerinde tahakküm kurma hevesini yansıtıyor.
Ben, kamu alanında da herkesin, dilerse başını örtebilme hakkını savunacağım.